İran’ın içine düştüğü karmaşık durum, bölgesel dengeleri ve küresel güçlerin stratejik hesaplarını yeniden şekillendirdi. Haziran 2025’te yaşanan olaylar, sadece İran’ın kendi gücünde ciddi bir erozyona neden olmakla kalmadı, aynı zamanda ABD ve İsrail’in de uzun vadeli hedeflerine ulaşma stratejilerini derinden etkiledi. Bu yıkıcı süreç, İran’ın askeri kapasitesinin zayıflaması, ekonomik sıkıntıların artması ve uluslararası arenadaki itibarının düşmesi gibi bir dizi olumsuz sonucu beraberinde getirdi.

Savaşın ilk dönemlerinde, İran’ın rejimin değişmemesi, balistik füze yetkinliğinin korunması ve vekil güçlerin faaliyetlerinin devam etmesi gibi durumlar, kısa vadede belirli bir istikrar sağladı. Ancak, 28 Şubat-8 Nisan 2026 tarihleri arasındaki yoğun askeri harcamalar, ülkenin zaten kırılgan ekonomik yapısını daha da zorlaştırdı. 20 milyar doların askeri harcaması, 15 milyar doların askeri ve sivil altyapı hasarına yol açarken, en az 5 milyar dolar değerindeki sanayi tesislerinin ve araştırma merkezlerinin kaybı, İran’ın uzun vadeli kalkınma hedeflerine ciddi bir darbe vurdu. Bu kirli savaşın tahmini maliyeti, günümüzde 45 milyar doları aşmış durumda, devlet yönetimi tarafından askeri ve istihbarat isimlerinin, yetişmiş insan gücünün ve sivil kayıplarının değerinin para ile ölçülemeyeceği vurgulanmakta.

ABD’nin bu çatışmada yaşadığı zorluklar ise daha da karmaşıktı. İsrail’in, stratejik hedeflerine ulaşma amacıyla başlattığı operasyon, Başkan Trump’ın iç ve dış politikadaki konumunu zayıflattı. Küresel enerji piyasalarında yaşanan şok, ABD ekonomisi üzerinde ciddi baskılar yarattı. ABD, geleneksel müttefiklerini tam kapasiteyle koruyamadı ve bu ülkelerdeki askeri tesislerinin hedef alınması, ABD’nin bölgesel güvenliğini tehdit etti. İsrail, 20 milyar doları askeri ve sivil maliyetlere yatırarak, 11 bin hedefe bomba yağdırdı, 85 bin binayı yıkarken, okullar, hastaneler, üniversite laboratuvarları ve köprüler gibi kritik altyapı unsurları da hedef aldı. İran’ın nükleer santralleri ve atom araştırma üniteleri defalarca bombardımana tutuldu, lojistik zinciri ve balistik füze kabiliyeti ciddi şekilde zedelenmiş durumda.

Savaşın ilerleyen aşamalarında, İran’ın askeri kapasitesindeki gerileme daha da belirginleşti. İran’ın 4.500 civarında balistik füze olduğu düşünülüyordu; ancak radar izleri ve analizler, ülkenin 5 binden fazla füze attığını ortaya koydu. Yeraltı depolarında bir bu kadar füzenin bulunması, İran’ın askeri gücünü daha da artırmıştı. Mobil fırlatma yeteneğinin geliştirilmesi ve Çin’den alınan rampa görünümlü maketlerin kullanılması, İsrail’in boş hedefleri vurmasını sağladı. Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğine açılma şansı bulan ABD, İran’daki nükleer santrallerin yer altı hücrelerinde tutulan zenginleştirilmiş uranyumun bir kısmına erişebildi. Bu süreçte, seyir füzesi kapasitesi yüzde 70 oranında azaldı ve 50 milyar dolarlık askeri harcama yapıldı. F-35, F-15E, A-10, MC-130J, E-3 Sentry ve KC-135 tanker uçakları gibi yüksek teknolojili hava araçları, AH/MH-6 Little Bird helikopterleri, MQ-9 Reaper UCAV’lar ve çeşitli helikopter modelleri de savaşta kullanıldı ve çoğu hasar gördü veya kaybedildi. Mart ayında Türkiye’ye yönelik İran menşeli 4 balistik füze saldırısı, NATO deniz unsurları tarafından etkisiz hale getirildi ve parçaları Antep-Hatay-Malatya’ya düşerek, uluslararası arenada önemli bir merak uyandırdı.